Disleksi, tembellik ya da öğrenmeye isteksizlik değil
Çocukluk çağında karşılaşılan nörogelişimsel bir öğrenme bozukluğu olarak tanımlanan dislekside erken farkındalık, doğru değerlendirme ve bütüncül yaklaşım, disleksinin doğru yönetilmesinde büyük önem taşıyor. Dr. Öğr…

. Üyesi Fırat Öz, disleksinin zekâ geriliği, tembellik veya öğrenmeye isteksizlik olarak değerlendirilmesinin önemli bir yanılgı olduğunu söyledi. Disleksinin yalnızca okuma becerilerini değil, çocuğun özgüvenini ve psikososyal gelişimini de etkileyebileceğini belirten Öz, aile-okul-sağlık profesyonelleri iş birliğinin önemine işaret etti.
Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Fırat Öz, 1-8 Kasım Disleksi farkındalık Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, disleksinin, genel zihinsel kapasiteden bağımsız olarak ortaya çıkabilen, yazılı dilin edinimi ve işlenmesinde güçlüklerle karakterize nörogelişimsel bir öğrenme bozukluğu olduğunu söyledi.
Disleksi, nörogelişimsel bir durumdur
Disleksiyi; "Kelimeleri doğru ve akıcı biçimde tanıma, çözümleme, okuma hızı ve yazım becerilerinde güçlüklerle karakterize, nörobiyolojik temelli bir öğrenme bozukluğu" olarak tanımlayan Dr. Öğr. Üyesi Fırat Öz, şunları söyledi:
"Araştırmalar, disleksinin özellikle fonolojik işlemleme, harf-ses ilişkilerinin kurulması ve kelimelerin otomatik olarak tanınması süreçlerindeki farklılıklarla ilişkili olduğunu göstermektedir. Disleksi çocukluk çağında sık karşılaşılan, bilimsel olarak tanımlanmış ve kapsamlı biçimde araştırılmış bir nörogelişimsel durumdur. Uygun, sistematik ve bireyselleştirilmiş eğitsel müdahalelerle okuma becerilerinde anlamlı gelişmeler sağlanabilmektedir.
Kaygı yerine erken farkındalık faydalı
Bu nedenle ailelerin yaklaşımının yoğun kaygıdan ziyade erken farkındalık, doğru değerlendirme ve zamanında destek üzerine kurulması yararlı olacaktır. Bununla birlikte, fark edilmeyen veya uygun biçimde desteklenmeyen öğrenme güçlüklerinin akademik ve psikososyal açıdan olumsuz bazı sonuçlar doğurabileceğini göz önünde bulundurmak önemlidir. Disleksinin yanı sıra, yazılı anlatım ve yazım becerilerinde güçlüklerle karakterize disgrafi ile matematiksel becerilerde güçlüklerle seyreden diskalkuli de özgül öğrenme bozukluğu kapsamında değerlendirilen diğer alanlardır.
Farklı alanlarda güçlü yönlere sahip olabilirler
Disleksinin, toplumda zaman zaman zihinsel yetersizlik, derslere ilgisizlik, tembellik ya da yeterli çabanın gösterilmemesiyle ilişkilendirilebildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Fırat Öz, "Oysa güncel bilimsel veriler bu yaklaşımları desteklememektedir. Disleksisi olan bireylerin bilişsel profilleri heterojendir; sözel ifade, üretkenlik, görsel düşünme ve problem çözme gibi farklı alanlarda güçlü yönlere sahip olabilirler.
Harfleri ters yazmak ayırt edici bir belirti değildir
Toplumda sık karşılaşılan bir diğer yanlış inanış, harfleri ters yazmanın disleksinin temel ve ayırt edici belirtisi olduğudur. Okuma-yazma öğreniminin ilk yıllarında harflerin karıştırılması veya ters yazılması sık görülebilir; bu durum tek başına disleksiye işaret etmeyebilir. Asıl önemli olan, bu karışıklıkların beklenen dönemden sonra da sürüp sürmediği ve okuma akıcılığını etkileyip etkilemediğidir. Benzer biçimde, harflerin ters yazılmaması da bir öğrenme güçlüğünün olmadığı anlamına gelmez; Türkçe’de güçlük çoğu zaman ters yazmadan çok okuma hızı ve akıcılığında kendini gösterebilir" diye konuştu.
"Tembellik ya da isteksizlik" sanılması disleksinin fark edilmesini geciktirebilir
Bu yanlış inanışların iki yönde sorun oluşturabileceği uyarısında bulunan Dr. Öğr. Üyesi Fırat Öz, "Bir yandan disleksinin tek bir belirtiye, örneğin harf ters yazmaya indirgenmesi ya da güçlüğün ‘tembellik’ veya ‘isteksizlik’ olarak yorumlanması, gerçek bir öğrenme güçlüğünün fark edilmesini geciktirebilir. Bunun yanı sıra çocuğa yönelik ‘çabasız’ ya da ‘yetersiz’ gibi yargılar, akademik güçlüklere ek olarak olumsuz benlik algısının gelişmesine, özgüven kaybına ve okul yaşantısının olumsuz etkilenmesine yol açabilir. Bu nedenle yanlış inanışların düzeltilmesi, çocuğun doğru zamanda fark edilmesi ve doğru biçimde desteklenmesi açısından önemlidir" uyarısında bulundu.
Konuşmanın gecikmesine dikkat
Disleksinin erken dönemdeki belirtilerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Fırat Öz, "Okul öncesi dönemde disleksi tanısı koymak, genellikle mümkün olmamakla birlikte, ilerleyen dönemde okuma güçlüğü açısından risk oluşturabilecek bazı gelişimsel göstergeler erken dönemde fark edilebilir. Konuşmanın gecikmesi, kelime bulma güçlükleri, bazı sesleri ayırt etmede zorlanma, harf ve renk adlarını öğrenmede güçlük, sıralı bilgileri akılda tutmakta zorlanma ve ailede okuma güçlüğü öyküsünün bulunması bu göstergeler arasında sayılabilir" dedi.
Okuma etkinliklerinden kaçınma belirtiler arasında geliyor
Dr. Öğr. Üyesi Fırat Öz, ilkokulun özellikle birinci ve ikinci sınıflarında ortaya çıkan belirtilere de işaret ederek "Harf-ses ilişkisini kurmada güçlük, yaşıtları akıcı okumaya geçerken heceleyerek okumanın devam etmesi, harf atlama veya ekleme, kelimeleri çözümlemede belirgin yavaşlık ve okuma etkinliklerinden kaçınma dikkat çekebilir. Bununla birlikte, bu belirtilerin bir kısmı tipik gelişim sürecinde de görülebilir. Önemli olan belirtilerin süreklilik göstermesi, verilen eğitimsel desteğe rağmen güçlüklerin devam etmesi ve çocuğun akademik ya da günlük yaşam işlevselliğinin etkilenmesidir" uyarısında bulundu.
Öğretmenle iş birliği yapılmalı
Dr. Öğr. Üyesi Fırat Öz, bu belirtilerin görülmesi durumunda öğretmenle iş birliği yapılmasını, çocuğun görme ve işitme değerlendirmelerinin gerçekleştirilmesini, güçlükler devam ediyorsa çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurulması gerektiğinin altını çizdi.
Öğretmenlerin sınıf içi uygulamalarda disleksisi olan çocukların bireysel ihtiyaçlarını dikkate almasının önemini de vurgulayan Öz, "Çocuğu hazırlıksız biçimde sesli okumaya zorlamamak, gerektiğinde ek süre tanımak, yazılı yönergeleri sözlü olarak da açıklamak ve yazım hatalarını içerik bilgisinin değerlendirilmesinden ayrı ele almak destekleyici düzenlemeler arasında yer almaktadır. Bunun yanı sıra çocuğun güçlü yönlerinin görünür kılınması, akranlarıyla karşılaştırılmaması ve akademik güçlüklerinin sınıf içinde damgalayıcı bir biçimde ele alınmaması, güvenli ve destekleyici bir öğrenme ortamının oluşturulmasına katkı sağlar" diye konuştu.
Temel hedef, çocuğu destekleyici bir gelişim ortamı oluşturmak olmalı
Disleksinin, çocuğun zekâsını, kişiliğini, değerini veya gelecekteki potansiyelini tanımlayan bir durum olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Fırat Öz, sözlerini şöyle tamamladı:
"Erken farkındalık, doğru klinik ve eğitsel değerlendirme, bilimsel temelli müdahaleler ve aile-okul-sağlık profesyonelleri arasındaki iş birliği ile çocukların akademik ve psikososyal gelişimleri desteklenebilir. Disleksi konusunda temel hedefimiz yalnızca okuma becerilerini geliştirmek değil, her çocuğun kendi potansiyelini ortaya koyabileceği destekleyici bir gelişim ortamı oluşturmaktır."
Bu haberle ilgili gelişmeler
- Sel sularına kapılan çocuk 1 kilometre uzaklıkta bulundu
- Çaycuma semalarında yüzlerce turnanın göç yolculuğu
- Ailesinin kayıp ihbarı verdiği genci arama çalışmaları sürüyor
- Melek’in ölümüne ilişkin gözaltına alınan dayısı ve yengesi tutuklandı
- İGA İstanbul Havalimanı’ndan Afrika havacılığına stratejik destek
- Palandöken beyaza büründü, gece sıcaklık -4,7’ oldu
- Disleksi, tembellik ya da öğrenmeye isteksizlik değil
İlgili Haberler
Gündem'den daha fazla
Yorumlar(0)
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.






